|
KILIÇBALIĞININ PEŞİNDE
U.Deniz Dedeal. 15-12-2006
Romanlara, filmlere konu olacak kadar özel bir balık; Kılıçbalığı.
Denizlerin gladyatörü olarak nam salmış bu kıymetli balığın peşinde
harcanan zamanlar, balıkçılık mesleğinin çok ötesine geçmiş,
günümüz de benzersiz bir keyfe, bir yaşam biçimine dönüşmüştür . Avın
izinde geçen süreç, ona yetişmek için yapılan plan ve yakalamak için
verilen çetin uğraş bambaşka bir atmosfere bürünmüş dünyanın pek çok
yöresinde.
Sıcak ve ılık sularda yaşayan bir açık deniz balığı olan
kılıçbalığı, 800 metre derinliğe inebildiği gibi deniz yüzeyinde,
zaman zaman da suyun dışına fırlayarak dolaşır. Ortalama 60-150 kg
kadar ağırlıkta olabilirler, boyları da 4-5 metreye kadar
ulaşabilir. Etçil bir balık olup, sürü halindeki diğer küçük
balıkları yiyerek beslenirler. Etinin lezzetinin yanında, güzelliği,
İri ve güçlü bir balık olması, saatte 70-80 mile varan müthiş
hızıyla hasmına meydan okuyan güçlü bir rakip olarak, birçok kişiyi
peşinden büyülü dünyasına sürüklemiştir. |
|
Kılıçbalığı avı ülkemizde de babadan oğla geçen bir
miras ve av zamanı özlemle beklenilen bir aktivite olarak yaşamda yerini
almıştır. Mayıs ve haziran aylarında şenliklerle başlayan av sezonu,
ekim aylarına, balık Girit’ten Ege’yi terk edene ve hatta Akdeniz
kıyıları boyunca Cebelitarık’tan Atlantik’e çıkana dek sürer. |
 |
|
Kılıçbalığı bir zamanlar etinin lezzetiyle
İstanbul'un en gözde balıkları arasındaydı. Mayıstan yaz ortasına
kadar Ege ve Marmara'dan Karadeniz'e çıkar, Eylül-Kasım arasında da
Marmara'ya dönerdi. İstanbul'da kılıçbalığı geleneksel olarak
Boğaziçi dalyanlarında avlanırdı. Evliya Çelebi 17. yüzyılda
Beykoz’u ve dalyanında kılıçbalığı avını şöyle anlatır:
“(…) lebi deryadan bağlar kenarından gitmek üzere Servi Burnu’nun
üç bin adım güney tarafında, bir liman-ı âzimin kenarındadır. Sekiz
yüz haneli, bağ ve bahçeli, mamur bir kasabadır. Camii, mescidi,
hamamı, sübyan mektebi, küçük sokakları, ağaçlarla mü-zeyyen çarşı
ve pazarı vardır. Çarşı ve pazarı çok bakımlıdır. Halkı bahçıvan,
oduncu ve balıkçıdır. Ab-ı havası nefistir. İskelesinde bir kılıç
balığı dalyanı vardır. Beş altı gemi di-reğini birbirine bağlayıp
denize dikmişlerdir. Karadeniz tarafından kılıçbalıkları geldiğinde
direğin tepesindeki âdemler ellerindeki taşları kılıçbalıklarının
arkasına doğru atınca ba-lıklar emin yerdir diye liman ağzına doğru
girer. Burada ağlara takıldıklarında balıkçılar kayıklarla
kılıçbalıklarına yanaşıp kargı ve tokmaklarla bunları avlarlar.
Buradan içeride Akbaba, Sultan, Ali Bahadır, Dereseki, Alemdağ,
Koyun Korusu, Yuşa Nebi mesireleri vardır.”
|
|
Kılıçbalığı 1935'ten itibaren zıpkınla da avlanmaya
başlanmıştır. Kılıçbalığı Nisanda suların ısınmasıyla su yüzüne
çıkarak bir süre yatar, işte zıpkınla da bu sırada avlanabilirdi.
Kılıçbalığı 1970'lerde Boğaz'da görülmez oldu. 1989'dan beri
Çanakkale Boğazına kadar gelip Marmara'ya girmemektedir.
Kılıçbalığının lezzetli etiyle Osmanlı Mutfağında önemli bir yer
tuttuğunu Sn. Sunay Akın’ın bir makalesinden şöyle öğreniyoruz: |
|
“Saray sofrasından kılıçbalığı eksik olmazdı. Resmini
devlet dairelerine astırdığı için "Gâvur padişah" olarak bilinen II.
Mahmut'un, her akşam yemeğinde bu balığın tadına mutlaka baktığı
söylenir... 1812'de, avlanmak üzere denize açılan İstanbul
balıkçıları bir tek kılıçbalığına rastlamaz. Bu hiç de alışık
olmadıkları bir durumdur. O gece balıkçıların gözüne uyku girmez.
Ertesi sabah, erkenden, yine açılırlar denize... Gez, gez, bir tek
kılıçbalığı bile çıkmaz karşılarına. Üç gün, dört gün derken,
Marmara'da kılıçbalığı olmadığı anlaşılır.

Balıklar, Ege Denizi'ne göç etmiş, orayı mesken
tutmuştur. Günümüzde Marmara Denizi'nin dibindeki fay hattı nasıl
İstanbulluların derdiyse, o yıl da kılıçbalıklarıyla sıkıntı
yaratmış!
Balıkçılar, mübarek hayvanları küstürdüklerine
karar verir ve toplantı sonrasında şu kararı alırlar: Herkes
sandalını kıyıya çekip altına kılıçbalıklarından özür dilemek için
güzel sözler, dualar yazacak. Karar uygulanır; İstanbul'daki tüm
kayıklar aynı günde karaya alınır. O gün sahilde gezecek olursanız,
balıkçıları ellerindeki renkli boyalarla sandalların altına bir
şeyler yazarken görürdünüz! Boyalar kuruyunca, sandallar denize
sürülür yeniden... Ne var ki balıkçılar o gün de elleri boş dönerler
avdan... Marmara'da kılıçbalığı yoktur! Bunun üzerine sarayda Divan
toplanır! Ege Denizi'ne gidilip, kılıçbalıklarının yakalanmasına ve
Marmara'ya getirilerek yeniden üremelerini sağlamak amacıyla
çiftleştirilmesine karar verilir. Ama buna gerek kalmadan
kılıçbalıkları sürüler halinde geri döner Marmara Denizi'ne.
Balıkların geçici olarak göç etmelerinin nedeni, deniz suyundaki ısı
farklılığından başka bir şey değildir.”
|
|
Dünyanın pek çok yerinde, kılıçbalığı avı belli
dönemlerde düzenlenen turnuvalar şeklinde yapılmaktadır. Bu
faaliyetin Amerika Birleşik Devletleri’nde bir spor dalı ve güçlü
bir sektör haline dönüşmesi süreci ise çok ilginçtir.

1930-40’lı yıllarda Florida sahillerinin sadece birkaç mil açığı
Blue Marlin ve Blue fin Tuna kaynıyordu. Bu haber kısa sürede tüm
dünyadaki balıkçılar arasında hızla yayıldı. Bir süre sonra ise
rekabet içinde geçen kılıçbalığı avı, bir mücadele ve spor
dalına dönüşmeye başladı.
Bu yeni sporun halk arasında hızla yayılan ününe rağmen, kullanılan
tekneler başına ödül konmuş bu muhteşem balıklarla mücadele için
hiç de ideal değildi. O günlerde kullanılan teknelerin çoğu mevcut
motorlu teknelerden dönüştürülmüş, oldukça yavaş ve manevra
kabiliyeti kısıtlı teknelerdi.
1946 yılında Batı Palm Beach’te ticari balıkçılık ve küçük tekne
imalatıyla uğraşan Rybovich Ailesi bu ilginç ve benzersiz meydan
okuma sporunu özel tasarlanmış bir tekne üreterek geliştirmeye karar
verdi. Bu Tekne dünyanın ilk kez karşılaştığı spor balıkçı teknesi
olan Miss Chevy II idi. Teknenin gövde yapısında minimum ağırlıkla
birlikte, maksimum dayanım gücü sağlayan benzersiz ahşap
birleşimleri meydana getirilmişti. Ayrıca açık denizde ünlü bir
denge, manevra kabiliyeti ve kullanıma sahip olan ilk gövde
tasarımlarını da meydana getirdiler.
Miss Chevy II ile kılıçbalığı avı ani bir yükseliş gösterdi ve bu
tekne ile yeni bir endüstrinin doğu-şu için de ilk adım atılmış
oldu.. Rybovich teknelerinin performansına tanık olan balıkçıların
gün geçtikçe bu benzersiz teknelere olan talebi arttı.
Rybovich ailesinin icatları sadece gövde tasarımıyla sınırlı
değildi. Her yeni tekneyle birlikte, yeni yeni özellikler icat
etmeye devam ettiler; tuna kulesi, Arka aynalık kapısı, modern avcı
sandalyesi, alüminyum avara demirinin geliştirilmesi…
Teknelerde altına rahat yerleşebilmek için yükseltilmiş ön güverte
ve geniş havuzluk bölümü gibi özellikleri ilk defa uyguladılar.
Yarım yüzyıl sonra bu gün Bu Rybovich özellikleri tüm spor balıkçı
teknelerinde kullanılan karakteristik elemanlar olmuşlardır.
|
|
 |
|
Benim spor balıkçı tekneleri ile tanışmam ise 2003
yılına rastlar. O dönemde Proje tasarımcısı ve müdürü olarak görev
yaptığım Vicem Yat Ltd. Şti.’nde üretilen Amerikan Lobster motor
yatları, Amerika Birleşik devletleri’nde katıldığı fuarlarda beğeni
toplamaya başlamıştı.
Devamında büyük bir sektör olan spor balıkçı teknelerinin üretimi
ile ilgili bir teklif gelince bu tip tekneler üzerinde çalışmaya
başladık. Teknelerin bende uyandırdığı ilk izlenimi sadece GARİP
terimiyle anlatabilirim. Yüksek ön güvertesi, ilk anda kör olarak
tabir ettiğim havuzluk ve salonda ön tarafa tamamen kapalı yapısı,
köprü haricinde kontrol noktası bulunmaması, yüksek kulesi ile
işleyişi ve görüntüsü hepimiz için gerçekten garipti. |
|
Amerikan
spor balıkçı teknelerinin tasarım süreci benim için çok büyük bir
deneyim oldu. Bir objenin tasarımının, alışılmadık fonksiyonel kurgu
ve kullanım amaçları doğrultusunda nasıl yeniden biçimlenebileceğini
en açık şekliyle bu teknelerde gördüm ve uyguladım. Yeni özellikler,
tasarımın tümüne hakim olarak büyük bir biçimsel değişiklik
yaratmıştı. Tamamen büyük balık avcılığı ve sporu için tasarlanmış
bir tekne vardı karşımızda. Balığı bulmak, peşinden gitmek,
yetişmek, yakalamak ve teknede muhafaza etmek, teknenin tüm kurgusu
bu senaryo üzerine kurulmuştu.
Kılıçbalığı familyası ve tuna balıklarını yakalamak için 2 - 6
günlük turnuvalar düzenlenir. Amaç en çok balık yakalamak, en büyük
balığı yakalamak, en çeşitli balığı yakalamaktır. Bu balıkların
peşinden uzun süre açık denizde mücadele etmek için teknelerde
aranan önemli özellikler bulunmaktadır.
Her şeyden önce acık denizde, çok sert şartlarda kullanıldığı için
sağlam ve güçlü olmaları gereken bu teknelerde, hız ve manevra
kabiliyetinin de çok yüksek olması istenir. Seyir hızının yüksek
olması yanında çıkış anında en kısa sürede yüksek hıza ulaşmak
önemli kıstaslardan biridir. Derinliği fazla olmayan sularda da
kullanılabilmesi için su çekiminin az olması gereklidir. Motorlar
güçlü ve yakıt kapasiteleri fazladır. Deniz suyundan kullanım ve
içme suyu elde etmek için çeşitli kapasitede sistemler kullanılır.
Balığın yakalanması ve seyir için kullanılan elektronik cihazlarda
son yenilikler devamlı takip edilir ve güçlü sistemler kurulur.
|
|
 |
| |
|
Teknenin
arka havuzluk kısmı tamamen balığın yakalanması için organize
edilmiştir. Oltalıklar, olta saklama alanları, suyun devridaimi
sağlanarak yem olarak kullanılacak balıkların muhafaza edildiği
canlı yem livarı, soğutuculu büyük balık saklama livarları,
çekmeceli kanca, çengel vs. malzeme dolapları, büyük zıpkın muhafaza
bölümleri, balığın kesilip temizlenmesi ve saklanması için gerekli
alanlar ve donanımlar teknenin tasarımını özellikle de havuzlu
kısmını şekillendiren etmenlerdir. Tüm bu donanımlar ve mekânlar
tuzlu suya dayanıklı, su ve kir tut-mayan, basınçlı suyla rahatça
temizlenebilen özelliklere sahip olmalıdır. Büyük miktarda suyun
kısa sürede tahliyesi çok önemlidir. Bu alanların balık avı
sürecindeki işleyişe göre uygun bir senaryo ile tasarlanması çok
büyük bir önem taşımaktadır. Zamanla ve açık denizle mücadele
ederken her şeyin doğru yerde olması gerekir. |
|
Havuzluktan
girilen salon, oturma, mutfakla birlikte yemek yeme, av sırasında
dinlenme amaçlı olarak kullanılır. Salon kısmı klasik teknelerin
aksine öne değil, arkaya yönlenmiştir. Ön kısımlar bir arka duvar
görünümünde, mutfak, depolama alanlarına ayrılmıştır. Birçok balıkçı
teknesinde salonda otururken nereye gittiğinizi göremezsiniz, ön
tarafta pencere yoktur. Bunun en büyük nedeni ise tüm manzara ve
heyecanın arkada, balık avında olmasıdır. Hatta oturma düzeni bile
salonda dinlenen kişilerin arkada devam eden mücadeleyi rahatça
izleyebileceği şekilde tasarlanmıştır. İşte bu özellik de teknelere
benim kör olarak tabir ettiğim görünümü vermektedir. Dışarıda zorlu
ve çoğu zaman kanlı bir mücadele sürerken, iç bölümlerde denizde
geçirilen uzun zamanlar için yüksek bir konfor istenmektedir.
|
|

Balıkçılığın spora, sporun konfora ve sanata
dönüştüğü, tüm bunların iç içe yaşandığı mekânlar birbirini izler,
birbiriyle iç içe geçer bu teknelerde. Şık döşenmiş, kullanışlı
kabinler, pahalı malzemelerin kullanıldığı özel banyolar, klima
sistemleri, ileri teknolojiye sahip uydu bağlantılı müzik,
televizyon, telefon ve internet sistemleri. Özel aydınlatma
sistemleri, aksesuarlar ve dekorlarla çok farklı atmosferler
yaratılır. Boyu 30 metrelere kadar ulaşan lüks balıkçı teknelerinde
ise, lüks gezi yatlarında bulunan konfor ve gösteriş ile balıkçı
teknelerinde olması gereken özelliklerin bir arada harmanlandığını
görülmektedir. Bu tekneler balıkçılık sporunda bir prestij
göstergesi olarak yerlerini alırlar.Büyük teknelerde salon kısmında
içerde veya dışa, havuzluğa açık bir günlük tuvalet tercih edilen
bir özelliktir. Bu mekân balıkla uğraşan kişilerin, ortamdan
ayrılmadan ve iç mekânları kirletmeden, temizlik ihtiyaçlarını
giderebilecekleri küçük fakat kullanışlı bir alan olarak
tasarlanmalıdır.
|
|
Teknenin
yönetildiği köprü kısmı ise balığın gözlendiği ve izlendiği bir
mekân olarak karşımıza çıkar. İsteğe bağlı olarak, açık ya da kapalı
olarak tasarlanabilir. Gelişmiş cihazlarla Donatılmış bir dümen
panosu, dinlenmek ve yemek yemek için geniş bir oturma alanı,
buzdolabı, buz yapıcı, ızgara, lavabo gibi ikrama yönelik
cihazlarının bulunduğu küçük bir servis dolabı, açık tiplerde dahi
istenen klima tertibatı ve depolama alanları bu bölümü oluşturan
elemanlardır. Arka kısım oltalıklarla donatılmıştır ve aşağıdaki
balık avının izlenebileceği bir te-ras fonksiyonuna sahiptir.
Buradan yukarıya Tuna Kulesi tabir edilen fiber ve alüminyumdan imal
edilmiş hafif konstrüksiyonlu yüksek bir kuleye çıkılır. Çoğu kez
yukarıda balığın rahatça izlenebildiği bir dümen bölümü daha vardır.
Teknenin yan taraflarında, olta misinalarını ayırmak için iki yana
acılan çarmıh payandalı dirsekli iskeleler mevcuttur. Bir tasarımcı
olarak burada izlenmesi gereken ise değişen koşulların ve
ihtiyaçların objeleri nasıl yeniden biçimlendirebildiği, değişime
uğratabildiğidir. Kılıçbalığı peşinde biçimlenen yaşantılar, yeni
bir sporun, yepyeni bir tekne tasarımının doğmasıyla sonuçlanmıştır.
Bu neden sonuç ilişkisini kurmak ve dünyaya her zaman yeni bir
pencereden bakabilmeyi başarmak ise tasarımcıların en önemli görevi
olmalıdır. |
|
En iyisi,
son sözü Halim Şefik Güzelson’ un dizelerindeki kılıçbalığına bırakmak
.
Bu bir kılıç balığının öyküsü
yazılmasa da olurdu.
Ama bizi yeni sulara götürecek akıntı durdu
uskumrunun arkasından gidiyorduk
sürünün içinde ben de vardım
sırtımda bir zıpkın yarası
mutlu olmasına mutluydum

nedense gitmiyordu kulağımdan
bir türlü
o "ağ var" sesleri
denizkızı girmiş düşünceme
ben iflah olmam
dalyanları birbirine katmak orkinosların harcı
dolanınca ağa çok geçmeden küserim
bir çocuk bile çeker sandala beni
bu kadar ağır olmasam
beni böyle koşturan yaşama sevinci
kanal boyunca bir o yana bir bu yana
siz yok musunuz, siz derya kuzuları
kestim kılıcımla karanlığını dibin
yakamoz içinde bıraktım suları
ah ayaz gecelerde olur ne olursa
sırtımda bir zıpkın yarası
alın beni mor kuşaklı bir takaya götürün
iri gözlerimde keder
kılıcımda hüzün
satın beni, satın beni
rakı için!
|
Kaynaklar:
Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 2, 1994.
Sunay Akın, Bir kılıçbalığı öyküsü. Sabah Gazetesi 06-05-2006
[SÜFSAK] İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Sualtı Kulübü -
Kılıç balığı.mht
www.avbalık.com |